delikanlılık nedir sorusunun bendeki tek cevabı -bozulan bir şeydir.. hatta o kadar bozulgandır ki, şimdi aklınızdan çok saçma bir eylem geçirin.. geçirin geçirin.. farketmez ne olursa.. herhangibir şey.. hah işte o çok büyük bir ihtimalle “delikanlılığı” bozuyordur..
güven de tam böyledir..
hani delikanlılık bir kez bozuldumu yerine konulgan mıdır bilmiyorum.. ama güven bir kere yıkıldı mı yerine konmuyor.. bir türlü konamıyor..

zaten hiç yoktu buralarda durasım.. hepten kalmadı..
haber izleyemiyorum, radyo dinleyemiyorum, gazete okuyamıyorum..
ne kutluyor bu insanlar Habur sınır kapısından beri, biri bana söyler mi lütfen? kaybettikleri mi yoksa kazandıkları terör savaşını mı? ben yol haritalarını terör örgütü başkanlarının çizmesine izin veren bir lider gurühunun beni daha fazla yönetmesini istemiyorum..

bir film izledim.. japon filmi.. der ki;
çok eski zamanlarda, kelimelerin bu kadar çeşitlenmediği, yazının daha icat edilmediği zamanlarda.. insanlar nehir kenarına iner, içinden taşan duygularını en iyi ifade eden bir taş seçer ve O’na verirmiş.. O, taşı eline aldığında avucuyla sıkıca kavrar, taşın pürüzlerinden ve avucunda bıraktığı histen, kendisine akan duyguyu anlarmış..
O’nun için bir taş seçecek olsam, mutlaka iki yüzü olurdu.. bir yüzü neredeyse dikenli diyeceğim kadar pürüzlü, öteki yüzü, su üzerinde sonsuz sekecek kadar pürüzsüz..

Saat farkının sabahlatmasına değen bir US Open daha bitti..

  • Nadal’ı yarı finalde evire çevire yenen Del Potro, finalde de Federer’i beş sette devirip, 1.96lık bedeniyle korta uzandı, hüngür hüngür ağladı..
  • Federer, maç sonrası ropörtajında “5 kez kazanmak muhteşemdi, 4 de öyleydi, 6 bir rüyaydı, olmadı” dedi, her zamanki poker suratıyla..
  • Clijsters avaz avaz “anne de olurum,  grand slam de kazanırım” diye bağırdı.. Kortu bu kadar seven bir kadın, herşey yapar..
  • Selena bir kere daha raket parçaladı, ayak hatası kararı veren hakemin üzerine yürüyüp “I’ll kill you” diye bağırdı, sonra da bağırmadım dedi.. Bu “şık” davranışlar, ona 10.000$’a patladı..
  • Ama izlediğim en keyifli maç, Federer-Djokovic yarı finaliydi.. Her rallisi nefes kestirdi.. Maç sayısını izleyin hafızanıza kazınıp kalsın..

federer-us-open

jakoşu yaratıklarla dolu dünyamızda, kur yapmanın binlerce yolu olduğunu birazcık nat geo izleyen bilir.. hatta piyasa barlara gidip, içkisini alıp kenar köşe bir duvara yaslanarak etrafını kısa bir süre izleyen de bilir..

ben de bilirim..

ama şimdi bildiklerinizi unutun, çünkü size Abidin’i anlatacağım..

Abidin, bir jako papağan.. kendisi iki yıldır kardeşimin evcil hayvanı.. bildiğiniz geveze papağanlardan, keyfi yerinde olunca bıcır bıcır konuşuyor, hatta dalga bile geçebiliyor.. yine öyle pek keyifli bir akşamında, kardeşim yanına gittikçe, “ay ay ay” diye sesler çıkarıp öğürüp kustuğunu şaşkınlıkla izledik.. noluyo falan derken.. anlaşılan şudur: sevimli şaşkın Abidin, kardeşimi kendisine eş olarak seçmiş ve kusarak, ona kur yaparmış meğer..

Hayvanlığın son noktası, kusarak kur!!! aman bar hayvanlarına söylemeyin, mazallah yayılırsa kaldıramayız..

adı ne? bir adı var mı bunun? ne derler bu yaptığına?

neden herşeyin bir adı olmak zorundaki?

belki de bir adı var ve bize henüz söylemek istemiyor.. “ismini vermek istemeyen bir izleyici” gibi..

ya da hiç adı yok.. isimsiz kalması gerekiyor..

“şey” diyelim gitsin.. zaten “şey”, bunun için icat edilmedi mi ;)

Kalbimi sevgiyle ve korkunla doldur  Ya Rabbim..

Hepimizin kandilleri kutlu olsun..

Orfoz hermafrodit olup, cinsel olgunluğa eriştiği zaman dişi cinsiyet organlarına sahiptir. Hayatının belirli bir dönemini dişi olarak geçirdikten sonra 18. yaşına geldiğinde dişi cinsiyet organları kaybolarak yerine erkek cinsiyet organları gelişir ve hayatının geri kalanını erkek olarak yaşar.

Doğanın sırrını çözmüş, bitirmiş bence bu orfoz.. Her er kişinin hayatının bir bölümü dişi olarak yaşaması, hepimiz için yaşamı çok kolaylaştırmaz mıydı :)

oleee coming soon ;)

sincity2

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla. Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka. Bir dost göz arayışıyla, saat tıkırtısıyla. Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla. Ama; “Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.

Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda. Yoksa, zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya. Ama; “Çaya kaç şeker alırsın?” Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra.

Can Yücel